YARAMAZ ÇOCUKLAR 1

YARAMAZ ÇOCUKLAR 1

Çocuk Hikayeleri

O gün yine okulu asmıştı 3 kafadar. Cuma günleri okula gitmeyi hiç sevmiyorlar bir yolunu bulup kaçıyorlardı. Çünkü Cuma günleri İlçe’nin İstasyonuna taş kömürü vagonları gelirdi. Bizim korkusuz afacanların en sevdiği işte vagonlardan taş kömürü çalmaktı. Henüz ortaokul 1.nci sınıftaydılar ve çocukluk dönemi halen devam ediyordu. Yaptıkları işin yanlış olduğunu bilseler de tam durumun farkında değilllerdi.

Çocuk hikayeleri

Yine bir Cuma günü İstasyondaki buğday ambarlarının arasında trenin gelmesini bekliyorlardı. Tren bugün gecikmişti. Çok nadirde olsa bazen istasyonda durmadan hızlı bir şekilde yoluna devam eder giderdi. Tabii hal böyle olunca bizimkilerin bütün hayalleri suya düşer hafta sonu kebap parasını çıkartmak için ne yapacaklarını kara kara düşünmeye başlarlardı. Üç kafadar lokantya gidip Adana kebap yemeye bayılırdı. Ancak kendi harçlıklarını kendileri kazanmak zorundaydılar. Hal böyle olunca kendilerince para kazanma yöntemleri geliştirmişlerdi. En iyi para kazandıkları yöntem taş kömürü ve kok kömürü çalmaktı. Çaldıkları kömürü kalaycılar çarşısında kilosu 7 liradan kalaycılara satar iyi para kazanırlandı. Ancak en tehlikeli olan işte buydu. Tren manevra yaptığı esnada yavaşlar bu sırada (sıra kimde ise) o vagona çıkar ve kömürleri hızla aşağı atardı. Bazen bu işe o kadar dalardiki trenin hızlandığını fark etmez 15 km sonraki tren garına kadar gitmek zorunda kalırdı.

Fişgene (salyangoz) toplamakta para kazanma yöntemlerinden biriydi ancak o iş sezonluktu. Genelde bahar aylarında yağmur yağdığı dönemlerde o işten para kazanırlardı. Tabii buda meşakkatli bir işti. Yağmurla birlikte kavaklıkların içine dalar sırıksıklam olurlardı.

En zevk aldıkları para kazanma işi ise mahallenin 80′ ini 90′ ını geçmiş birkaç ihtiyarını işletmekti. İçlerinden birisinin bayramlık takım elbiselerini alırlar sırayla giyerek ihtiyarların kapısını çalarlardı. Sanki bayrammış gibi ellerine yapışır bayramınız mübarek olsun diyerek içeri dalardı. Onlar bayram mı değilmi ne olduğunu anlayamadan şekerini harçlığını alır sırayı diğerine devrederdi. Bu yaptıkları elbette çok kötü birşeydi ama gittikleri ihtiyarlar hali vakti yerinde olanlardı. İyi para verirlerdi. Onlarda mutlu olur du aslında. Kapılarını çalan kalmamıştı pek çoğunun. Çoluk çoçuk hepsi bir yere dağılıp gitmişti. Bayramlıklarını giymiş çocukları karşılarında görünce altın bulmuş gibi oluyorlardı.

Neyse biz konumuza dönelim.

Trenin düdüğü duyuldu. Heyecanla kalktı bizimkiler. Herkes yerini almıştı. Bugün trene binme sırası Bülent’ teydi. Adeta avına çıkmak için hazır bekleyen bir panter gibi yerini almıştı. Lakin bir terslik vardı. Tren sürekli siren çalıyordu. Bu genelde transit geçeceğim anlamına gelirdi. Biraz daha görünür olunca heyecanın yerini hayal kırıklığı aldı. Tren çok hızlı geliyordu. Bu hızla gelen bir trene atlamanın imkanı yoktu. Sallana sallana yerlerinden çıktılar. Çok sinirlenmişlerdi. Yerden taş aldılar vagonları taşlamaya karar verdiler. Ancak ortaya çıkmaları ile birlikte istasyonun gar tarafında bulunan istasyon memuru onları görmüştü. Hep takip eder bir türlü yakalayamazdı onları. Sinsice eğildi ve görmemeleri için eğilerek yaklaşmaya başladı. Yaklaşmaya yaklaşmıştı ama trende onların hizasına gelmiş istasyonun başlangıcından duvara bitişik raylardan devam etmişti. Karşıya geçme imkanı kalmamıştı ayağa kalkması ile de bizimkilerin onu görmeleri bir olmuştu. Önce korkup kaçmak istediler ama araya tren girmişti. Memur bizimlekilere vagon arasındaki boşluktan sizi bir elime geçirirsem neler neler yapacağım neler diye tehditler savura dursun bizimkiler başladı kocaman adama nanik yapmaya. El hareketleri yapıyorlar vagon arasındaki boşluktan adamı çıldırtıyorlardı. Bir ara adam yok oldu. Göremediler. Paniklediler ama tren çok uzundu daha on dakikadan önce bitmezdi. Adam bu hızdaki trenin altından üstünden geçip yanlarına gelecek değildi. Lakin başka bir planı vardı. Eğilip eline iki tane koca koca taş almıştı. Vagon arasındaki boşluklardan uygun zamanı kolluyordu. Bizimkilerden Mustafa dalga geçmek için adamı ararken birden bire çat diye bir ses duyuldu. Sanki koca bir çınar ağacı ortadan ikiye bölünmüştü. Çaaatttttttt.

Mustafa olduğu yere yığılmıştı. Karşıdaki memur attığı taşın değip çocuğun yere düştüğünü görmüş hiçbir şey olmamış gibi ıslık çalarak geri dönüp gitmişti. İntikamımı aldım, muhaaa muhaaha diye kahkahalar atıyordu.

Hemen iki arkadaş Mustafanın koluna girdiler. Adeta uçarcasına kaçıyorlardı oradan. Mustafanın kafası bir o kadar daha olmuştu sanki. Adamın attığı taş tam alnının ortasına gelmişti. Taşın değdiği yerde herhangi bir kanama yoktu ancak kafası olabildiğince şişmekteydi. Çok korkmuşlardı. Mustafa sayıklamaya başlayınca biraz rahatladılar ama duramazlardı. Adamın arkalarından gelmesinden korkuyorlardı. Tam 4 km ye yakın bir mesafe Mustafayı kah sürükleyerek kah kucaklayarak taşıdılar. Sonunda soğuk pınarın yanına gelmişlerdi. Kafasını suya soktular. Soğuk iyi gelmişti. Mustafa kendine gelir gibi oldu. Ne oldu lan bana ben nerdeyim ne yaptılar gibi abuk subuk sorular sormaya başladı. Ancak ne onun ne de diğer iki kafadarın takatı kalmamıştı. Soğuk sudan içip kendilerini sögüt ağacının gölgesine zor attılar. Yorgunluktan uyuya kalmışlardı. Taki etrafta gezinen başıboş bir eşeğin anırması ile birlikte ancak uyanabildiler. Mustafa’ nında etraftaki başıboş gezen eşekten farkı yoktu. Ne dediğini bilmiyor tuhaf sesler çıkartıyordu. Kafası hala şişti. Ne yapacaklardı. Mustafanın annesine ne diyeceklerdi. Yine diğer iki arkadaşını suçlayacaktı. Halbuki adama nanik yapma fikri Mustafadan çıkmıştı. Bu şekilde eve gidemezlerdi. Mustafa biraz daha kendine gelince durum değerlendirmesi yaptılar. Gece geç saate kadar eve gitmeyecekler ancak mahallede olduklarını da ailelerine duyuracaklardı. Mustafa da doğrudan eve gidip yatağına girecek ve yatacaktı. Tabii kafasının ağrısından yatabilirse. Kafasına yediği taş öyle böyle bir taş değildi. Şimdi bizim çocuklarımız böyle bir taşı kafasına yemiş olsa soluğu en acil hastanelerde alırız, tomografi, röntgen vs.vs. yapılmadık işlem kalmaz. Eskinin çocuklarıda sağlamdı. Ya da Allah onları bir şekilde koruyordu. Yoksa bu başlarına gelen ne ilk nede son olay olacaktı.

Bu olay bizim üç kafadarın kömür macerasının sonu olmuştu. Kömür işinde çok büyük maceralar yaşamışlar ve tehlikeler atlatmışlardı. Ancak son olay bardağı taşıran damla olmuştu. Mustafanın kafası karpuz gibi ikiye yarılabilir ve ölebilirdi. Bir daha kömür çalma işine girmediler. Çaldıkları kömürlerin bedelini de Mustafa kafasına yediği taşla ödemişti. Yeniden borçlanmaya hiç gerek yoktu. Yöntem değiştirerek İnşaatlardan hurda çalma işine girmeye karar verdiler. Hiç akıllanmayacaklardı. Çocuk hikayeleri devam edecek….

Bir cevap yazın