EŞEKLİ MACERALAR
eşekli hikayeler

EŞEKLİ MACERALAR

Elinin tersiyle sildi alnında biriken terleri. Epey zorlanmıştı. Henüz saat sabahın 6 sıydı ama yaz güneşi öğlen gibi yakmaya başlamıştı. Kendinden büyük eşek palanını (bildiğimiz semer işte) güç bela getirmişti Soku’ nun başına. (Soku: Başında büyükçe bir taşın olduğu ve eşeğin hava alması, semerinin vurulması için bağlandığı yerdir). Taşın üzerine çıkarttı palanı kendisi de soluğu taşın üzerinde almıştı. Şimdi Nazlı ile aynı hizadaydılar. Henüz 8-9 yaşlarındaydı ve Nazlı ile aralarında epey boy farkı vardı. Aradaki farkı ancak soku taşının üzerine çıkarak kapatabiliyordu. Palanı Nazlı’ nın sırtına koymak en zorlandığı işti. O yüzden hiç çıkarmak istemezdi ama eşeği Nazlı’ nında palanla uyumasına gönlü hiç elvermezdi.

Eşeğin zincirini kavrayıp kendine doğru çekti. Nazlı yine inat etmeye başlamıştı. Daha hızlı bir şekilde zincire asıldı. Neredeyse taşın üzerinden aşağı yuvarlayacaktı küçük Ömer’ i. Ömer eşeğine hiç kıyamaz 2 saat palanı ile birlikte kalmasına gönlü razı olmaz, eliyle ot toplayıp Nazlı’ ya yedirir di ama bu palan bağlama işinde bir türlü inadından vazgeçmez elinden gelen her türlü zorluğu çıkartırdı. Lakin bir ayrıntı vardı. Bu inadı sadece Ömer’ e yapardı. Ömer bırakın Nazlı’ ya sopa ile vurmayı elinde görürde üzülür diye eline sopayı dahi almazdı ama Dedesi ile Anneannesi öylemiy di. En ufak bir inadında kaba etine sopayı yerdi onlardan. Bu yüzden de onların ellerinde palan ile geldiklerini görür görmez taşın kenarına yaklaşır, arka ayaklarını da hafif kırardı ki palanı koyarken zorlanmasınlar. Ömeri takmıyordu yani. Bir anlamda dedesinin “Eşek Dayaktan Anlar” sözünü doğrularcasına Ömer’ le uğraşıyordu.

Bu durumda Ömer’ in yardım alması gerekiyordu elbette. Öyle olmaz böyle olur dedi Ömer.

Anneeeee (Ömeri Anneannesi büyütmüştü ve ona anne derdi) “Nazlı’ ya birşey söyle gene inat ediyor. Az kalsın aşağı düşecektim.” demesiyle birlikte tandırın başında ekmek yapan annesinin, Nazlı’ nın kulaklarında çınlayan sesi duyulur ” Nazlıııııı bak gelirsem o değneği…… kırarım. Uğraştırma oğlanı” diye bağırması yeterdi. Yine yetmişti. Ninenin sesini duyan Nazlı’ nın adeta beti benzi atmış soluğu taşın dibinde almıştı. Cıppır cıppır birazda korku dolu bakan güzel gözleriyle yapmacıkta olsa Ömer’ e zoraki sevgi birazda sitemler karışık bir bakış attı Ömer’ e. “Tamam yahu şaka yaptım hemen de şikayet ediyorsun” diyordu gözleri. Nazlı gerçekten zeki bir eşekti. Kime nasıl davranacağını çok iyi biliyordu.

Bu hikaye insanlarla hayvan ilişkilerinin birbirine dostlukla bağlandığı gerçek bir hayat öyküsüdür. Nazlı doğal akış içerisinde kendi kendine eğitilmiş, ailenin bütün bireylerini tanıyan, kime nasıl davranacağına karar verebilen, söyleneni anlayan bir hale gelmişti. Bu buradaki tüm hayvanlar için geçerliydi. İnekler, tavuklar, kedi, köpek hepsi insanların dilini adeta öğrenmişti. Bugün eğitilmiş hayvanların neler yapabildiğini hepimiz görüyoruz. Lakin aradaki fark şu: Burada doğal, kendiliğinden, hayvanlarında inisiyatifinde gelişen bir eğitim süreci söz konusudur. Zaten bu durum kendiliğinden gelişmese havyanlarla insanların birlikteliği yürütülemezdi. Bu eşekli hikaye de onlardan biri.

Nazlı annesinin sesini duyunca adeta taşa yapışmış Ömer’ de palanı rahatlıkla koymuştu Nazlı’ nın üzerine. Şimdi sıra kolan vurmaya gelmişti. Palanın üzerinden fırlattı, kolanın ağaçtan halka bulunan ucunu. İnmesi gerekiyordu çünkü eşeğin altına girip ancak alabiliyordu attığı ucu. Nihayet kolanın iki ucunu birleştirmeyi başarmış halkanın içinden geçirerek sıkmaya hazır hale getirmişti. İşte en tehlikeli ve Nazlı’ nın adeta nefret ettiği ve gözünü kararttığı an gelmişti. Kolanın karnını sıkmasından nefret ederdi. Kaç kez Ömer’ i bu işlemi yaparken ısırmaya kalkmıştı ama Ömer buna hep hazırlıklı olduğu için ilk olay hariç sonraki tüm saldırılarını refleksleri sayesinde savuşturmuştu. Nazlı’ nın bu düşmanca davranışları artık Ömer’ ide iyice kızdırmaya başlamıştı. O yüzden hiç işini şansa bırakmıyordu.

“Anneeeeeee. Kolanı vuracağım” diye bağırmasıyla Annesinin dişlerinin arasından çıkan tehdit dolu, biraz da gırtlaktan gelen adeta Nazlının iliklerine işleyen sesi duyuldu. “Naaaazzzzzzlllllllııııııııııııı” demesi yetmişti. Biraz önce avını gözleyen bir kaplan gibi yan yan Ömer’ e bakan gözler şimdi kafası ile birlikte hiçbirşey olmayacakmış gibi diğer tarafa dönmüştü. İçinden neler söylüyordu bilinmez ama eşeğin durumu; gaz kaçıran birisinin etraftakiler anlamasın diye ıslık çalarak hiçbirşey olmamış gibi davranmasına benziyordu. Ömer Nazlı’ nın bu haline kahkahalarla gülüyor teşbihte hata olmasın ” Dinsizin hakkından İmansız Gelir” in manasını zihnine kazıyordu adeta.

osmanlı pazarları
Salı Pazarı

Sonunda palan çekme, kolan vurma işi bitmişti. Ömer keyifle taştan aşağı atladı. Şimdi sıra heybeyi atmaya gelmişti. Annesinin yeni dokuduğu heybeyi attı eşeğin üzerine. Pazara gitmek için herşey hazırdı. Pazarda eşekçilik yaparak para kazanıyordu Ömer. Aile bütçesine katkı sağlıyordu ve henüz 9 yaşındaydı. Son işlem olarak içmek için kücük bir bidon içinde getirdiği suyu da koydu heybesine. Nazlı’ nında keyfi yerine gelmişti biraz. Unutmuştu az önce olanları adeta süslü bir gelin gibi pazara gitmeye hazırdı. El dokuması heybedeki renk cümbüşü değişik bir hava katmıştı Nazlı’ ya. Sanırım Salı Pazarı’ nın en gözde eşeği o olacaktı ve yükünü taşıtmak isteyen herkesin dikkatini çekecekti. Ömer Nazlı’ nın gönlünü almalıydı. Bugün çok gammazlamıştı onu annesine. Ama oda mecbur bırakmıştı canım bunu yapmaya. Yine de bir barış anlaşması gerekiyordu. Hemen tandırın başına koştu. Annesinin pişirirken tandırın içine düşürdüğü ve tavuklara vermek için kenara koyduğu bir kısmı yanmış sıcak ekmeklerden alıp Nazlı’nın yanına geldi. Nazlı ekmeklerin kokusunu almıştı bile. Güzel gözlerinin içi gülüyordu adeta. Çok severdi sıcak ekmek yemeyi. Zincire asılıyordu biran önce yemek için. Ömer eliyle uzattı ekmekleri Nazlıya. Bir iki kokladıktan sonra koca dudaklarıyla neredeyse Ömer’ in küçüçük elleriyle birlikte midesine indirdi ekmekleri. Anlaşma tamamdı. Nazlı Ömer’ e bir bakış attı. Bu “Tamam affettim. Bin üstüme gidelim” bakışıydı. Ama Ömer’ in yapması gereken bir iş daha vardı. Kendi karnını doyurması gerekiyordu. Tandırın başına geldi. Ekmeğin yanıklarından simsiyah olmuş tereyağını sıcak ekmeğin üzerine sürdü. Ekmeğin buharı ile tereyağının kokusu birbirine karışmıştı. Ekmeğin sıcağından yanan ellerini üfleye üfleye peynir kasesine uzandı. Tulum peynirinden gönüllü küp peynirini boca etti ekmeğin arasına. Dürümü hazırdı. Çayınıda aldımı dünyanın en lezzetli kalvaltısı hazır dı işte. Ömrünün sonraki yıllarında bir daha o lezzeti bulamadı Ömer. Çünkü o lezzete lezzet katan ne annesi kalmıştı ne de inatçı Nazlı’ sı.

Ömer’ in Eşekli Maceraları devam edecek. Tu bi kontinui….

Bir cevap yazın